| RUMUZ SEHADET |

Selam Olsun !.

Ölümü sevgilisi gibi karsilayana, Şehadet sorulurmu.?

Şikayet niye?

8/5/2009 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

 

Bir kişi, fakirliğinden dolayı, maneviyat ehlinden büyük bir zata şikayette bulunur.

 

Manevi büyük onu dinledikten sonra;

 

-Senin bin altının olması, fakat iki gözünün kör olması seni sevindirir mi? diye sorar.

Adam hiç tereddüt etmeden "Hayır" cevabını verir.

 

-Pekala, dilsiz olup iki bin altının olmasını ister misin?

Adam ona da, "Hayır" der hiç duraksamadan.

 

Tekliflerinin cazip gelmediğini düşünerek daha büyük bir teklifte bulunur hikmetli zat :

-Peki o zaman, on bin altının olmasını, buna mukabil akılsız olmayı ister misin?

 

Akılsız  kelimesini duyan adam, altınların miktarına hiç bakmadan daha kararlı bir şekilde, "Hayır" der.

Bu cevaplar üzerine fakirliğinden yakınan adama, manevi büyük son ikazını yapar :

 

-Yüce Mevlâ sana bunun gibi pek çok nimet vermişken, şikâyet niye?

 

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

İslâmî bir farz: Tefekkür

10/7/2007 | Kategori: Tefekkure Davet |

İslâmî bir farz: Tefekkür
Hz. Aişe (r.anha) validemizin naklettiği
ve sabah Hz. Bilal gelinceye kadar ağlayıp ibadet
eden sevgili Efendimiz'in durumunu anlatan hadisin
sonunda Hz. Peygamber, "Bu ayetleri (Âl-i İmran,
3/190-194) okuyup uzun uzun tefekkür etmeyenin
vay haline." şeklinde buyurmaktadır. Hz. Peygamber'in bu ifadeleri ve o gece nazil olan ayetlerden, gecenin sessizliği içinde tefekküre dalmanın her mü'min için bir gereklilik olduğunu anlamak mümkündür. Muhasebeyi de tefekkürden ayırmak mümkün değildir. Müminin her gün, her saat, iyi-kötü, yanlış-doğru, günah-sevap yaptığı şeyleri gözden geçirip, hayırları, güzellikleri şükürle karşılaması; inhirafları, günahları istiğfarla gidermeye çalışması; yanlışları ve kötülükleri de tevbe ve nedametle düzeltmeye gayret etmesi adına önemli bir cehd ve insanın kendini isbat etmesi adına da ciddi bir teşebbüs sayılan muhasebe, adeta içe dönük ve biraz da pratik neticeleri olan bir tür tefekkür sayılabilir.

Hz. Ebu Bekir (ra) tefekkür ederdi

Hz. Ebu Bekir, geceleri, yatsı namazından sonra bir-iki saat kadar ev halkıyla sohbet ederdi. Onlar yattıktan sonra kalkar, abdestini tazeler, iki rekât namaz kılıp seccadesi üzerinde oturarak, huşû içinde tefekküre dalardı. Geceleyin kalkar, on rekât teheccüd ve üç rekât vitr kılar ve ev halkını da uyandırırdı. Arkasından sabah sünnetini kılıp camiye giderdi.

Lokman Hekim: Tefekkür Cennete ulaştırır

Lokman Hekim, tek başına ve uzun uzun düşünürdü. Dostları kendisine uğrar ve "Yalnız niye oturuyorsun, toplum arasına karışıp onlarla kaynaşsan daha iyi olmaz mı?" deyince, Lokman; "Yalnızlık, tefekkür için daha uygundur. Tefekkür insanı Cennet yoluna ulaştırır." cevabını verirdi.

Geceleri yattığımda; Kur'an'ı düşünürüm

Mutarrif'in şu sözleri bize tefekkürü ne güzel anlatır: "Geceleri sırt üstü yatağıma uzanır, Kur'ân'ı düşünür ve amelimi Cennet ehlinin ameliyle kıyaslarım. Onların, altından kalkamayacağım şekilde amel yaptığını görürüm. Çünkü onları Kur'ân şöyle anlatıyor: "Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde istiğfar ederlerdi." (Zariyat, 51/17) "Onlar ki, gecelerini Rabb'lerine secde ederek (O'nun huzurunda ayakta) durarak geçirirler." (Furkan, 25/64) "Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabb'inin rahmetini uman gibi midir? De ki, "Bilenle bilmeyenler bir olur mu?" Doğrusu ancak akl-ı selim sahibi olanlar öğüt alır." (Zümer, 39/9)

***

Hz. Ali: "Tefekkürü olmayan bir susma, unutkanlık ve dalgınlıktır."

Hasan el-Basri: "Bir saat tefekkür, bir gece ibadetin­den hayırlıdır."

Zünnun el-Mısrî: "İbadetin anahtarı tefekkür, isa­betli yolda olmanın alâmeti heva, heves ve nefse muhalefettir."

Mumşad ed-Dineverî: "Hakimler hikmeti, te­fekkür ve sükût ile elde etmişlerdir."

Ebu Süleyman ed-Dâranî: "Gözünüzle ağlamayı ve kalbinizle düşünmeyi âdet haline getirin."

Mansur b. Ali: "Hikmet, ariflerin kalbinde sıdk diliyle, zahidlerin kalbinde tafdil diliyle, abidlerin kalbinde tevfik diliyle, müridlerin kalbinde tefekkür diliyle, alimlerin kalbinde ise tezek­kür diliyle konuşur."

Ömer b. Abdülaziz: "Allah'ın nimetleri üzerinde düşünmek en makbul ibadetlerdendir."

 

Sayı: 175
Bölüm: Hayatı

Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

İmam Humeyni’den Müslüman Gençliğe Öğütler

2/6/2007 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

İmam Humeyni’den Müslüman Gençliğe Öğütler

1- Beş vakit namazı vaktinde kılın, gece namazı da kılmaya çalışın.

2- Vacipleri yerine getirip, haramlardan uzak durun.

3- Pazartesi ve Perşembe günleri mümkün oldukça oruç tutmaya çalışın.

4- Çok fazla uyumayın ve Kur’an-ı Kerim’i çokça okuyun.

5- Sözünüzde durun ve anlaşmalarınıza önem verin.

6- Sade ve gösterişten uzak giyinin.

7- Yoksullara yardım edip, her gün sadaka vermeye çalışın.

8- Çok masraf edilmiş lüks toplantılara katılmayın, kendinizde böyle toplantılar düzenlemeyin.

9- Çok konuşmayın, çok dua edin.

10- Kendinizi bilgi yönünden geliştirin, dini konuşmalara katılın.

11- Yaptığınız iyilikleri unutun ve geçmişte işlemiş olduğunuz günahları hatırlayın.

12- Spor yapmaya özen gösterin.

13- Bir İslam ülkesinin ihtiyaç duya bileceği tüm bilimleri öğrenin.

14- Her bakımdan dikkatli ve uyanık olun.

15- Kur’an okumasını ve tecvid kurallarını öğrenin.

16- Aktüalite ile ilgilenin, güncel haberleri özellikle de Müslümanları ilgilendiren haberleri takip edin.

17. Maddi yönden yoksullara, manevi yönden de rabbani âlimlere bakın.

18- Her akşam yatmadan önce kendinizi hesaba çekin, gün boyu işlemiş olduğunuz günahlardan tövbe edin ve yaptığınız güzel işler içinde şükür edin.

19- Âlimlerle arkadaşlığı asla kesmeyin, sürekli onların sohbetinde bulunun.

Yorum ( 3 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

C E V İ Z

6/5/2007 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

Bir cevizi elinize alınca, en dışında bir yeşil kabuk,
sonra tahta bir yapı, daha sonra ince bir zar ve en içte de
tartışmasız şekilde insan beynini hatırlatan beyaz bir yapıyla karşılaşırız.
Ceviz, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisine, sert kabuğu ile kafatasına,
içindeki zarı ile beyin zarına, asıl meyvesi ile de beyne benzeyen harika bir gıdadır.
Beynimizin küçültülmüş bir modeli olan cevizin meyveler arasında
gümüş iyonu ihtiva eden tek meyve olması elbette harikadır.
Fakat bu gümüş iyonuna, icra ettiği elektronik vazife açısından
ihtiyaç duyan tek organın beyin olduğunu söylersek,
 sanırız bu muhteşem benzerlik
ve mükemmel yaratılış karşısında hayretinizi gizleyemeyeceksiniz.

Yorum ( 5 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

Cennetliklerin ve Cehennemliklerin Ameli

4/2/2007 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

Cennetliklerin ameli, iman ve takvadır.

Cehennemliklerin ameli de küfür, fasıklık ve itaatsizliktir.

Cennetliklerin amelleri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, iyisi ve kötüsü ile kadere inanmaktır. Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammedin Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğuna inanmak, namazı kılmak, zekatı vermek, Ramazanda oruç tutmak, Kabeye hac etmek, Allah'a görüyor gibi ibadet etmek. Biz onu görmüyorsak bile, o bizi görür.

Cennetliklerin diğer amelleri de şöyle sıralanabilir:

- Konuşurken doğru söylemek,

- emaneti sahiplerine vermek,

- söz ve antlaşmaya bağlı kalmak,

- anne babaya iyi davranmak,

- akrabalık bağlarını kesmemek,

- komşuya, yetime, miskine, köleye ve hayvanlara iyilikle muamele etmek,

- Allah'a karşı samimi olmak,

- Allah'a tevekkül etmek,

- Allah'ı ve Rasûlünü sevmek,

- Allah'tan korkmak ve ümitvar olmak,

- Allah'a yönelmek,

- hükmüne sabretmek ve nimetlerine şükretmek,

- Kur'an'ı okumak,

- Allah'ı anmak,

- Allah'a dua etmek,

- kendisinden istemek ve ona sığınmak,

- iyiliği emretmek,

- kötülüğü yasaklamak,

- kafir ve münafıklara karşı Allah yolunda cihad etmek,

- ilgiyi kesenlerle ilgi kurmak, vermeyene vermek,

- haksızlık yapanı bağışlamak.

Şüphesiz Allah cenneti muttakiler için hazırlamıştır.

- Bunlarda açık ve gizli infak edenler,

- öfkelerini yenenler,

- insanları bağışlayanlardır.

Allah iyi olan ve iyilik yapanları sever.

- Bütün işlerde, mümin kafir ayırımı yapmadan, herkese karşı adaletli olmak.

Cehennemliklerin amelleri ise şöyle sıralanabilir:

- Allah'a ortak koşmak,

- peygamberleri yalanlamak,

- küfür, haset, yalan, hainlik, zulüm, ahlaksızlık, haksızlık,

- akraba ve müminlerden ilgiyi kesmek,

- cihad etmekten kaçınmak,

- cimrilik,

- iki yüzlü olmak,

- Allah'ın rahmetinden ümidi kesmek,

- Allah'ın cezasından kendini güvende sanmak,

- musibetler karşısında çileden çıkmak,

- övünmek, nimetler karşısında şımarmak,

- Allah'ın farzlarını terketmek,

- saldırganlık,

- Allah'ın koyduğu ölçüleri çiğnemek,

- yasaklarını işlemek,

- Allah yerine kullardan korkmak,

- Allah yerine kullara umut bağlamak,

- kullara tevekkül etmek,

- gösteriş ve şöhret için amel etmek,

- Kur'an ve Sünnete muhalefet etmek,

- Allah'a isyan ederek kullara itaat etmek,

- batıl üzerinde ısrar etmek,

- Allah'ın ayetleriyle alay etmek,

- hakkı inkar etmek,

- bilgi ve tanıklık gibi açıkça söylenmesi gereken şeyleri gizlemek,

- büyücülük,

- anne babaya kötü davranmak,

- Allah'ın yasakladığı canı haksızca öldürmek,

- faiz ve yetim malını yemek,

- düşmana karşı savaştan kaçmak,

- suçsuz mümin kadınlara zina iftirası yapmak.

Her iki kesimin amellerinin ayrıntılarını burada belirtmek mümkün değildir.

Özet olarak söylersek;

Cennetliklerin bütün amelleri: Allah'a ve Rasûlüne itaat etmek kapsamına girenlerdir.

Cehennemliklerin bütün amelleri de:  Allah'a ve Rasûlüne itaatsizlik kapsamına girenlerdir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur. Kim Allah'a ve Peygamberine başkaldırır ve yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azap onadır." (4 Nisa/13-14)

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

Ey Yolcu Dursana !!!

14/1/2007 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

 

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

KAPI ÇALAR

17/9/2006 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

 

Kapı çalar...
Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.

Kapı çalar...
Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. "artık canım sıkılmayacak " deyip keyiflenirsiniz. En çok merak ettiğinizi alıp şezlonga uzanırsınız.

Kapı çalar...
Kapıya koşarsınız. Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir. Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta bütün gün sürer. "yaşamak ne güzel" dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken.

Kapı çalar...
Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz. Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine kimse yok. Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu, elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz. "elbette göremem. Keratanın boyu bir metre." bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı.

Kapı çalar...
Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız. Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır. "oğlum benim" diye hasretle kucaklarken gözyaşlarınızı zapt edemezsiniz. Mutluluğunuz oğlunuzun izni kadar uzar...

Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız. Huzur tüter gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar...

Ve kapı çalmaz...
O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı kırmıştır. Alıp gider sizi, şaşırırsınız. "niye haber vermedi?" diye içinizden geçirirken; "doğduğundan beri zile basmaktayım" der. Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez. Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir.

 

CAN DÜNDAR

Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

ÖLÜM TEFEKKÜRÜNE BUYRUN

5/8/2006 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

>Mutlaka bir cenazeye gitmişinizdir.
>Ve o cenazede tabut ve tabutun üstünde bir yeşil örtü görmüşünüzdür.
>O yeşil örtünün üzerinde sırma ile yazılı bir ayet vardır.
>Kuran kesinlikle "öleceksiniz" demez, ölümü "tadacaksınız der; kişi ölümü
>tattığı anda ölmüş olduğunu fark etmez.
>Kişi kendi bedenini yıkayanı ve çevresindekileri görür, bilir,tanır.
>Kendi cenaze namazını kılanları, tabutun içinde ve üstü örtülü olmasına
>rağmen görür, bilir ve tanır.
>Mezardan uzaklaşanların ayak seslerini işitir. Sonra kabrin çindeyken iki
>melek gelir.
>Münker, Nekir adlarıyla, maruf.
>Ve ona bazı sualler sorar.
>O suallerinde cevabını verir.Bir yerde bir koltukta oturuyorsunuz,
>çevrenizde de insanlar var.
>O anda elinizi kaldırmak istiyorsunuz, kaldıramıyorsunuz.
>Bir şey söylemek istiyorsunuz sesiniz çıkmıyor, bir anda paniğe
>düşüyorsunuz.
>Dikkat edin.
>Aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün duyularınız yerinde, dışarıda olup
>bitenleri görüyorsunuz.
>Fakat beden bir anda yığılıp kalmış. "Ölülerinizin yanında haykırıp,
>bağırıp, çağırmayın onlara eziyet edersiniz"
>Çünkü; o zaten ölü değil!!
>Derken alıyorlar bedeni koltuğun üstüne uzatıyorlar, törelerine göre
>getirip üstüne bir bıçak, bir çatal bir şeyler koyuyorlar.
>Siz orda çevrenizde ağlaşanları seyredip duruyorsunuz.
>Sonra alıyorlar sizi, götürüyorlar bir hamama sıcak bir yere, üstünüze
>suları döküyorlar, sizi evirip çeviriyorlar, siz ne kadar uğraşırsanız
>uğraşın, dışarıyla iletişim kurmaya
>"Ben yaşıyorum!" demeye diyemiyorsunuz.
>Ama sizi yıkayanları görüyorsunuz, biliyorsunuz, tanıyorsunuz.
>Tanıyorsunuz ama maddi dünyasıyla bağınız kopmuş.
>Param diyorsunuz, işim diyorsunuz, koltuğum diyorsunuz, anam, karım,
>çocuğum diyorsunuz hiç!
>Bunların hiçbiri size ulaşamıyor. Ve bunlara dokunamıyorsunuz.
>Ölümü tatma anındaki olayların bazı ana noktalarını vurgular.
>Öyleyse ölüm denen olayın ne olduğunu bir an için hatırlayalım.
>Şöyle anlatayım size ölümü;
>Daha sonra sizi alıyorlar beyaz bir kefene sarıyorlar, tahta bir sandığın
>içine koyuyorlar, üstünüzü kapatıyorlar ama o tahta sizin görüşünüze mani
>olmuyor, dışarıda olanları seyrediyorsunuz.
>Gözleri yaşlı, hüzünlü insanları görüyorsunuz.
>Sonra götürüyorlar bir musalla taşına koyuyorlar.
>Hüzünlü an, çevrenizde ağlıyorlar, haykırıyorlar.
>Gözü yaşlı karınız, kocanız, çocuğunuz, ananız, babanız, arkadaşlarınız,
>sevdikleriniz...
>Ve siz bunları da seyrediyorsunuz...
>Sonra sizi alıyorlar bir mezarın yanına getiriyorlar.
>Koyuyorlar toprağın üzerine, mezar kazılıyor çevrenizde hüzünlü
>insanları görebiliyorsun.
>İşte o anda hayatınızın en büyük paniği başlıyor. Yaşamınızın en
>büyük paniğini o anda yaşıyorsunuz.
>Çünkü aklınız, şuurunuz, idrakiniz, bütün duygularınız sizinle
>beraber, yani siz o anda yaşıyorsunuz, fakat bedeni içinde bir
>örtüde ve o mezarın içine konacağınızı, üstünüze toprağın
>atılacağını, ve orada hapis kalacağınızı, görüp hissediyorsunuz.

>Hz. Ömer(r.a) soruyor; Ya Resulallah! Ben mezara konduğum zaman şu
>andaki aklım, idrakim, duygularım, şuurum, aynen muhafaza olacak mı?
>Evet, Ya Ömer! Aynen şu andaki aklın, idrakin, duygularınla var olacaksın.
>Evet. Kişi o mezara gömülme anında hayatının en büyükpaniğini yaşıyor.
>Diri diri toprağa gömülüyor Ve sizi en sevdiklerinizin elleriyle
>toprağa alıp o mezarın içine koyuyorlar, üstünüze toprağı atmaya
>başlıyorlar.
>Tahtalar konuluyor veya beton taşlar konuluyor, dışarıyla ilginiz
>kesiliyor.
>Ama dışarıdaki sesleri duyuyorsunuz, toprağın içinde canlı canlı hapis
>kaldığınızı hissediyorsunuz.
>Evet bedende bir olay yok o ana kadar ama, siz o toprağın içinde
>canlı canlı hapissiniz.
>Bağırmak, haykırmak istiyorsunuz;
>Beni buraya bırakmayın! beni buraya koymayın!, ben yaşıyorum!, canlıyım!,
>diriyim! Ben de sizin kadar şuurluyum!
>AMA ILETİŞİM YOK!
>Bunlara ulaşamıyorsunuz ve sizi oraya bırakıyorlar,
>üstünüze toprağı kapatıyorlar, ışık kayboluyor, kapkaranlık bir mezarın
>içinde tek başınasınız...
>Peygamberimiz(s.a.s) ş öyle diyor:" Kişi kabre konduğu zaman o panik içinde
>öyle bir haykırışla
>haykırır ki; feryadı arşa kadar yükselir. Fakat ne yazık ki insan kulağı o
>haykırışı işitemez."
>İşte o panik anında düşünüyorsunuz ki, size dünyada iken söylenen;
>ölmek yok!
>Hayat devam ediyor!
>Öbür hayata kendini hazırlamazsan pişman olursun! İkazları gelmişti,
>ulaşmıştı fakat bunları kaa'le almamıştın. Artık mezardan geri dönüş yok.
>Bitiyor, her şey son buluyor.
>Ve orada gerçekten iki melek geliyor, size bazı sualler soruyor.
>Siz o panik halinizle ne derece cevap verebiliyorsunuz, size ait olan bir
>olay..
>Sonra aradan zaman geçiyor, mezarın içinde yılan, çıyan, köstebek, fare
>kenarlardan çıkıyor geliyor sizin kaşınızı, gözünüzü, yanağınızı, ağzınızı,
>burnunuzu, karnınızı, bağırsaklarınızı yemeye başlıyor.
>Ve siz mezarda kendi yenişi, bu hayvanlar tarafından parçalanışınızı
>seyrediyorsunuz, hissediyorsunuz.
>Evet, fiziki bedeninize olan fiziksel bir azap size ulaşmıyor ama kendinizi
>kâbus görür şekilde düşünün, rüyada, yatakta...
>Rüyanızda size gelen baskıları, birtakım hayvanların size verdiği zararı
>veya bir uçurumdan düşüşünüzü bir bıçağın sizi kesişini, boğulmanızı,
>göğsünüze birinin oturup boğazınızı sıkmasını
>düşünün...
>O anda fiziksel bir olay yok ama sizin yaşadığınız kâbus. İşte mezarda öyle
>bir kâbusun içine düşüyorsunuz ki, uyanma, geri dönme yolu yok.
>Ve böylesine başlayan bir ÖLÜM ÖTESI YAŞAM
>Yani siz ölümün ne olduğunu tadıyorsunuz. Tadış sizde bir şey
>değiştirmiyor.
>Herhangi bir şeyi tattığınız zaman nasıl şuurunuzda, idrakinizde bir
>değişme olmuyorsa, sadece o şeyin ne olduğunu anlıyorsanız, "ölümü tatmak"
>demek bu bedene kumanda edemez hale gelmeniz demek.
>Bu bedene kumanda edemez hale geliyorsunuz, işte bu "ölümü tatmak" denen
>olay.


>Ama yaşamınız devam ederek gidiyor o kabirde...
>Size sorsam, bir aynaya baktığınız zaman ne görüyorsunuz? desem, hemen
>vereceğiniz cevap şu olur. Aynaya baktığım zaman kendimi görürüm. İşte
>"aynaya baktığım zaman kendimi görürüm" cevabınız Peygamberi, Kuran’ı ve
>ölüm ötesi yaşamı inkârdan başka bir şey değildir! Eğer gördüğünüz aynada,
>sizin ben dediğiniz, kendim dediğiniz yapı ise bu beden belli bir seneler
>sonra toprak altında çürüyüp yok olacak ve bu hesaba göre sizinde yok
>olmanız
>gerekecektir.
>Ama siz toprak altında Peygamberin bildirdiği bir şekilde yaşayacaksınız.
>Bu beden çürüyüp yok olmasına rağmen demek ki aynada ben dediğiniz, kendim
>dediğiniz şeyi görmüyorsunuz. Siz bir beden görüyorsunuz.
>Sokakta bir araba görüyorsunuz, yaklaşıyorsunuz camatıklıyorsunuz, cam
>açılıyor içerde bir adam, direksiyona yapışmış "Kimsin sen?" diyorsun. "Ben
>1956 modeli Chevrolet 'im " diyor.
>Adama bakarsınız gülersiniz, kafayı üşütmüş zavallı dersiniz. "Sen
>Chevrolet değilsin kardeşim, sen insansın, arabanın direksiyonunda
>oturuyorsun, bir süre sonra da direksiyondan kalkıp arabadan çıkarsın! "
>dersiniz. Adam size "Hayır öyle şey yok, herkes bana böyle dedi, herkes de
>bana böyle diyor, ben otomobilim" cevabını
>veriyorsa artik siz ona daha fazla bir şey söylemezsiniz. "Zavallı,
>Allah selamet versin" der, geçersiniz.
>İşte bugün birtakım insanlar, ben 56 doğumlu bilmem kimim, ben 48 doğumlu
>bilmem kimim, ben 38 doğumlu bilmem kimim diyorsa o 56 model Chevrolet'im
>diyen şoförden farkı yoktur.
>Siz belli bir süre için bu bedenle birlikte var olan, fakat bir süre sonra
>bu bedeni terk edip, bedensiz olarak yaşamına devam edecek bir varlıksınız.
>İşte din dediğimiz olgu buradan ileri geliyor, şu anda her ne kadar bu
>nedenle bu madde dünyasında yer alıyorsanız da, belli bir süre sonra, bu
>madde dünyasıyla tüm ilişkiniz kesilecek, paranız, koltuğunuz, karınız,
>kocanız, çoluğunuz - çocuğunuz, ananız,
>babanız v.s tümü geride kalacak, tek başınıza yepyeni bir hayata
>geçeceksiniz.
>Eğer o hayatın şartlarına göre kendinizi hazırlayamadıysanız, hazırlama
>gereği duymadıysanız, siz ne olursa olsun o ortamda çok büyük bir
>sıkıntıya, azaba düşeceksiniz.
>Er geç denize düşecek olan insan yüzme öğrenmek mecburiyetindedir.
>Yüzmeyi öğrenmediyse, o denizin içinde boğulur. Bunun başka yolu yoktur.
>Ben dünyada böyle bir insandım, şöyle bir insandım, şunu yaptım, bunu
>yaptım.
>Sen dünyada nasıl bir insan olursan ol, eğer yüzmeyi öğrenmediysen, denize
>düşünce boğulursun.
>Sen eğer gideceğin ölüm ötesi aleme gereken bir biçimde
>hazırlanmadıysan, o alemde yer alacak olan ruh bedenini gerektiği bir
>biçimde, gereken enerjiyle güçlenmediysen, ne olursan ol o alemin
>batağında;
>B-O-Ğ-U-L-U-R-S-U-N


>E canım ben Peygambere inanıyorum, Allah'a inanıyorum amagerektiği gibi
>hazırlanamıyorum.
>Lütfen Aldatmayalım kendimizi, mantığımızı çalıştıralım, beyni çalıştıralım
>gerçekçi düşünelim.
>Halimizi gemideki adama benzemesin.
>Peygamber sana diyor ki;"Eğer benim dediklerimi anlayıp idrak edemiyorsan,
>bana hiç olmazsa inan, ölüm ötesinde böyle bir yaşam var, o yaşamın
>şartlarına göre tedbir alarak kendini kurtar.


>Sen diyorsun ki;"Ben sana inanıyorum"
>Sonra bildiğin gibi yaşıyorsun.
>Peygambere inanmaktan gaye, Peygamberin dediğini anlayıp idrak etmek ve o
>bildirdiği tehlikeye karşı gereken tedbirleri almaktır. en ona gerektiği
>gibi kulak vermiyor, dediklerini anlamıyor, gereken tedbirleri almıyorsan,
>ne kadar" inanıyorum, onu çok seviyorum" dersen de, o gittiğin ortamda
>içine düşeceğin azaptan kendini kurtaramazsın.
>Ona inanmaktan murat, onun önerdiği bir biçimde gereken tedbirleri
>almaktır.
>Peygamberin senin inanmana ihtiyacı yok ki...Sen ya geleceği idrak edip,
>gereken tedbiri alarak kendini kurtaracaksın veyahut ta es geçeceksin.
>Gittiğin ortama gereken bir biçimde hazırlanmadığın içinde mahvolacaksın!
>Diri diri kabre gömülüp, orada canlı canlı o azabı çekeceksin seneler ve
>seneler boyu.
>Bulunduğun yerden bir başka yere 1-2 haftalığına gezmeye gitmeye
>kalkıyorsun, 6 ay evvelinden hazırlık yapıyorsun, oranın şartlarını
>öğreniyorsun, ne götüreyim, ne getireyim, yanıma ne
>alayım, orda nerede kalayım diye onu araştırıyorsun.
>Ömür boyu, sonsuz yaşayacağın bir ortama gideceksin bir daha geri dönüş
>yok, oranın şartlarını araştırma gereği duymuyorsun.
>Ondan sonra akıllıyım diye geçiniyorsun. Bu mu aklın...
>Hazırlanma kabul ama evvela oranın ne olduğunu öğren ondansonra hazırlanma,
>bilmediğin bir şeye nasıl tedbir alırsın veya nasıl tedbir almama gereğini
>duyarsın.
>Senin garanti senedin mi var, şu kadar sene yaşayacağına dair?
>Bir damarındaki tıkanma, bir kalp krizi, bir beyin kanaması senin bir anda
>kaç yaşında olursan ol hayatının sonudur.
>O andan itibaren sana ne karın, ne paran, ne kocan, ne anan, ne baban, ne
>bir başkası fayda edecek.
>Peki, o ölüm denen olayla birlikte başlayacak olan ölüm ötesi yaşama
>hazırlanmadıysan seni kim kurtaracak, ne kurtaracak. Allah kerim canım,
>yukarıda ALLAH var canım nasıl olsa kurtarır deyip
>kendimizi aldatmayalım. Lütfen bırakalım bu sonsuz aldatmacayı...
>Yoksa vay halimize........ 
 

Yorum ( 10 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|

AZRAİL'İN GELİŞİ

4/2/2006 | Kategori: Tefekkure Davet |

 

AZRAİLİN GELİŞİ

 

Düşün bir kere!

 

Sen can çekişmektesin.

 

 Ölümün sıkın­tısı, acısı, sarhoşluğu, gam ve ıstırabıyla boğuşmaktasın.

Ölüm meleği aya­ğından itibaren ruhunu çekmeye başla­mış.

Bu çekişin acısını ayağının ta ucundan hisset­mektesin.

Sonra bu çekiş aralıksız devam eder. Can çekişme kızışır.

Ruh aşağıdan yukarya olmak üzere bütün bedeninden çekilir.

Acı doruğa ulaşmıştır.

 

Ölümün sıkıntıları bütün be­denine yayılmıştır. Kalbin, ürperti ve üzüntü içindedir. Rabbinden gazab veya hoşnutluk müjdesini gözleyip bek­lemektedir. Canını al­makla görevli melekten bu iki haber­den birini almaktan başka bir ihtimal olmadığını an-lamışsındır.

 

 


Ölüm Meleğinin Görünüşü

İşte sen böyle gam, tasa, ölüm acısı ve şid­detli üzüntü içerisinde Rabbinden iki müjde­den birini beklerken, birden bire ölüm meleği­nin çehresiyle yüz yüze gelirsin. Bu çehre ya en güzel veya en çirkin bir manzara arzetmektedir.

Bedeninden ruhunu çekip çıkarmak üzere elini ağzına doğru uzatırken ona bakıyorsun. Bu hâle düşmekten ve ölüm meleğinin yüzünü görmekten dolayı nefsin zillete bürünmüştür. Ondan nasıl bir müjdeyle ansızın karşılaşaca­ğını merak edip duruyorsun. Birden bire onun sesini duyu­yorsun. Sana: “Allah’ın rıza ve mükâfatıyla sevin, ey Allah’ın dostu!” veya “O’nun gazab ve azabıyla sevin (!) ey Allah’ın düşmanı!” haberini alıyorsun.

İşte o anda ya kurtuluş ve başarına kesin kanaat getirir ve ruhun Allah ile huzur bulur veya mahv ve helak oldu­ğuna kani olur, kalbin ümitsizlikle dolar, Allah’tan ümit ve emelin kopar. Dünyadaki müddetinin bittiği, iz ve eserinin silindiği ve senden önce geçip giden­lerin yurduna taşındı­ğın o anda gönlüne son derece keder ve hüzün veya neşe ve sevinç ha­kim olur.

 



Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/2|


Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

KATEGORİLERİM

Image Hosted by ImageShack.us

SON YAZILARIM