TERZİ
Bir ârife sormuşlar: “Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz? “
“Terzimi severim” diye cevab vermiş. Soruyu soranlar şaşırmışlar:
“Aman efendim, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken, terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı?” demişler. Ârif:
“Evet dostlarım, ben en çok terzimi severim. Çünki ona her gittiğimde ölçümü yeniden alır. Diğerleri öyle değil. Bir kez hakkımda karar verdiler mi, ölünceye kadar bana hep aynı ölçü nazarıyla bakarlar” diye, ibret yüklü bir cevab vermiş.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
Yolunda gitmiyor diyenlere...

Hayatta hiç bir şey yolunda gitmiyor diyenlere...
Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir. Çinliler bu ağacı söyle yetiştirir:
Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.
Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.
Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık
Akla gelen ilk soru şudur: Bambu ağacı
Bu sorunun cevabi tabii ki beş yıldır.
Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?...
Bir başarının şartları her zaman çok basittir.
Bir süre için çalışın.
Bir sure tahammül edin.
Her zaman inanın.
Ve hiçbir zaman geri dönmeyin.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
Ruhunuz"a Fatiha Okuyun...!
"Ruhunuz"a Fatiha Okuyun...!
Yıllar önce köyün birine bir imam görevlendirilmişti. Gençti ve yeni evliydi. Gayretli ve çalışkandı. İnsanları namazla buluşturmak için çaba sarf eden samimi bir insandı.
Fakat ne kadar çabalasa da köyün erkeklerini, camiye cemaate çekmeyi başaramamıştı. Belki de yazın yoğun dönemi olduğu için cuma haricinde insanlar gitmiyordu.
Kapı kapı dolaştı, olmadı. İşlerinde yardımcı olmayı teklif etti, olmadı. Namazın hikmetlerinden bahsetti, yine olmadı...
Bir sabah köy, sala sesiyle uyandı. Herkes merakla kimin öldüğünü soruyor, ama kimse bilmiyordu. Tarlaya , bağa, bahçeye gitmeye hazırlanan köylü, soluğu camide aldı. Herkes imamın salayı bitirip çıkmasını bekliyordu.
Nihayet imam gözüktü. Biri atıldı hemen:
-Hoca kim öldü Allah(celle celalüh) aşkına? Kimsenin haberi yok, ismini de söylemedin...
O zamana kadar cemaati kapıda göremeyen imam, öfkeyle bağırdı.
Kim olacak? Sizin ruhunuz ölmüş, onun için okudum salayı...Şayet ölmemiş olsaydı, dört aydır buradayadım, sabah namazına bir tek Allah(celle celalüh)'ın kulu gelip te saf durmadı. Ruhunuza Fatiha okuyun , ruhunuza! Kimseye bakmadan geçti gitti. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu.
Köy halkı bu olaydan sonra çok etkilendi. Sabah namazına da, diğer vakit namazlarına da devam edenler yavaş yavaş çoğaldı.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
Ailenin başı

Görmüş geçirmiş hatta ermiş bir dede ile konuşurken sordum;
- Dede ailenin başı kadın mıdır, erkek mi?
- Erkek baştır.
-Peki kadın nedir?
-Kadın boyundur, başı nereye isterse oraya çevirir...
Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
İmdat yâ Resulallah
“İmdat yâ Resulallah!”
Eshab-ı kiramdan Ukayl bin Ebi Talip “radıyallahü anh” ile, Resulullah Efendimiz aleyhissalatü vesselam, birlikte sefere çıkmışlardı bir gün.
Bir müddet sonra mola verdiler.
O esnada karşıdan bir devenin koşarak kendilerine doğru geldiğini gördüler.
Hayvan can havliyle gelip, Efendimizin önünde diz çöktü ve dile gelip;
- İmdat yâ Resulallah! beni kurtar! dedi.
Ardından bir köylü geldi telâşla.
Elinde bıçak vardı üstelik.
Efendimiz aleyhisselam sordu:
- Ne istersin bu biçare deveden?
- Yâ Resulallah! Bu, bana itaat etmiyor. Asi oluyor. Keseyim de kurtulayım dedim, kaçtı elimden.
Deve konuştu bu defa:
- Yâ Resulallah! İzin verirsen ben arz edeyim, dedi.
Ve şöyle anlattı.
Yâ Resulallah! Bu kabile insanları, yatsı namazlarını kılmıyorlar. Halbuki sen; “Yatsıyı kılmayanlara azab iner” buyurdun. Ben de bunların arasındayım. “O azab bana da gelir” diye korktum ve kaçtım o kabileden.
Efendimiz köylüye döndüler:
- Doğru mu söylüyor?
Köylü boyun büküp;
- Evet yâ Resulallah, dedi.
Ve ekledi:
- Ama söz veriyorum, bundan sonra yatsı namazlarını hiç terk etmeyeceğim.
Bunun üzerine deve;
- Tamam! Madem öyle, ben de ona artık isyan etmeyeceğim, dedi.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
ÖLÜM MELEĞİ

ÖLÜM MELEĞİ
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, Ensârdan birinin başı ucunda ölüm meleğini gördü. Ona hitâben dedi ki:
- Ey ölüm meleği! Dostuma iyi muâmele et. Zîrâ o bir mü'mindir.
Ölüm meleği cevâben dedi:
- Yâ Resûlallah! Ben her mü'mine iyi muâmele ederim. Ben insanoğlunun rûhunu alırım. Rûhunu aldığım şahsın âile efrâdından, yakınlarından birisi vâh edince derim ki:
Bu feryad da ne?
- Bu feryâd da ne? Allaha yeminle söylerim ki, biz ona zulmetmedik. Ecelini geriye bırakmadığımız gibi öne de almadık. Onun rûhunu almakta bizim bir müdâhalemiz yoktur. Sizler, ey bu ölünün yakınları! Eğer Allahın hükmüne rızâ gösterirseniz, ecrini alırsınız. Yok, O'nun hümüne râzı olmaz, feryâd-figân ederseniz günâha girersiniz. Sizin bize bir kapınız, bir merdiveniniz yoktur. Fakat biz size mutlak yine geleceğiz. Sakının, sakının. İster karada olsun, ister denizde, ister muhkem evlerde bulunsun, isterse çadırlarda. Hiç bir âile efrâdı yoktur ki, ben, her gün mutlaka onların yüzüne dikkatle bakmış olmıyayım. Hattâ öyle ki, onların küçüklerini de büyüklerini de tanırım. Her birini şahsen tanırım. Allaha yeminle söylerim ki, yâ Resûlallah! Ben şânı yüce olan Allahın emri olmadan bir sivrisineğin rûhunu bile kabzedemem!...
Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
Eziyet sevmekten gelir

Bir adamın kapısına bir fakir geldi.
Fakir; çirkin ve sevimsizdi
Ev sahibi alelacele ona bir şeyler verdi
Ve onu savdı.
Bir müddet sonra aynı kapıyı başka bir fakir çaldı,
Yüzü ay gibi parlıyordu onun,
Sesi, sözü insanın ruhunu okşuyordu.
Ve sohbeti hoş birine benziyordu.
İnsan ona baktıkça içine huzur ve dostluk rüzgârı esiyordu.
Ev sahibi bu fakiri olduğunca oyalamak istedi.
Ekmek pişmek üzere biraz beklemen gerek, dedi.
Fakir epey bekledi, sonunda sabırsızlandı,
Ev sahibi ona meyve ikram etti.
Bu arada fakirin gönül süsleyen sözlerini duymak için,
Onu sürekli konuşturuyordu.
Fakir gitmek için davrandığında
O, bir bahane daha buluyordu.
Kendi içinden, ne kadar oyalarsam onu,
Onun sohbetinden,
Huzur veren sesinden soluğundan
O kadar faydalanırım, dedi.
Nihayet fakirin dostluğunu kazanmak için,
Onu oyaladıkça oyaladı.
Allah bütün kullarının ihtiyacını,
Bütün kullarının dertlerini bilir.
Ve sevdiği kullarının dileğini kimileyin geciktirdikçe geciktirir.
Bununla hem kulunun sabrını ölçer,
Hem de onun niyazını, yalvarmalarını duymak ister.
Kulun bunca yalvarması hem onu olgunlaştırır,
Hem de Allah’ı ne kadar andığını,
O’na ne kadar muhtaç olduğunu pekiştirir.
Allah’ın bir kulunun dileğini geciktirmesi demek ki;
Kulun dünyadaki sıkıntısını uzatır da
Ahiretteki yurdunu genişletir.
M. Said TÜRKOĞLU
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
Siz hiç

Siz hic bir sarrafin bagirdigini duydunuz mu?
Kiymetli mali olanlar bagirmaz.
Domatesci, biberci bagirir da kuyumcu bagirmaz.
Eskici bagirir ama antikaci bagirmaz.
Insan bagirirken dusunemez. Dusunemeyenler ise hep kavga icindedir.
Popcular, rakçılar bogazlarini patlatana kadar bagirip duruyor.
Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bagirmiyor.
Insanin kazandigi paradan degil, paranin kazandigi insandan korkulur.
Necip Fazil Kisakurek
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|
Ateşten ayrılan kor çabuk söner
Bir bilgenin ders halkasının müdavimlerinden biri, nice seneler sonra, halkayı terketmişti. Haftalar aylar geçip adam ortalarda gözükmeyince, bilge kişi kendisini ziyarete karar verdi. Mevsim kıştı, adam evde yalnızdı ve evin salonundaki büyük ocakta gürül gürül odun yanıyordu. Bilgenin kendisini niye ziyaret ettiğini tahmin eden adam, üşümüş olan bilgeyi ocağın başına davet etti, kendisi de birşeyler ikram etmek için mutfağa yöneldi.

Ocağın yanıbaşına oturan bilge, gelen ikramı kabul etti, fakat adama hiçbir şey demedi. Sanki adam evde yokmuş, sanki kendi evinde tek başına oturuyormuş gibiydi. Bütün dikkatini ocağa vermiş gözüküyordu. Bilge birkaç dakika sonra maşayı eline aldı, iyice köz haline gelmiş odunlardan birini ocağın bir kenarına koydu. Sonra minderine oturdu. Hala birşey söylemiyordu. Kenara konmuş olan közün ateşi yavaş yavaş azaldı, sonra söndü. Odada çıt çıkmıyordu. İlk baştaki selamlama hariç, bir kelime bile konuşulmuş değildi. Bilge gitmeye hazırlanırken, sönmüş közü aldı ve yeniden ateşin ortasına koydu. Köz, ateşle ve yanan odunların ısısıyla çabucak parladı. Bilge ayrılmak için kapıya yöneldiğinde, ev sahibi:
“Sebeb-i ziyaretinizi anlıyorum”. dedi. “Ateş dersiniz için de teşekkür ederim. Bundan sonra sohbetlerinizi hiç aksatmayacağım.”
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/35|



